Her geçen gün biraz daha aydınlığa kavuşan meselelerden biri de, insanın, fıtrat ve yaratılış kanunlarına uygun hareket etmesi durumunda; bilim, sanat, ticaret, yönetim gibi meslek ve işlerde önemli gelişmelerin olacağıdır. Küçük kainat olan insanın muradı (niyeti), kabiliyetleri, benliği ve kişiliği; yaptığı işlere önemli derecede tesir etmektedir. Yaratılış kanunlarından biri, insanın kişilik ve benlik tipiyle, belli iş ve meslekler arasındaki uygunluk ve örtüşmenin olmasıdır. Her insanın farklı kişiliklere, benliklere, kabiliyetlere ve ilgilere sahip olduğu su götürmez bir gerçektir. İnsanlardaki bu farklılıkların, onların iş ve meslek seçimini yönlendirdiği de çok eskiden beri bilinen bir başka husustur. Bu bilgilerin ifade ettiği şey özetle; fertlerin kendi kişiliklerini ve fıtratlarını tanıdıkları ölçüde kişiliklerine uyan meslek ve işlere yönelecekleri ve böylece işlerin kolay kılınacağıdır.
Meslek seçiminde rol oynayan faktörler nelerdir? Bunlardan birincisi, kişinin kendini tanıması ve iç motivasyon dinamiklerini bilmesidir. İkincisi, kişinin ilgi alanlarına uygun olan işlere yönelmesidir. Üçüncüsü, kişinin yaratılıştan getirdiği özelliklerle çocukluk döneminde kazandığı şuuraltının karşılıklı tesiriyle ortaya çıkan kişilik tiplerine uyan mesleklere karşı daha fazla teveccüh etmesidir. Ayrıca ailesinin mesleği, sosyoukültürel yapısı ve ekonomik durumu meslek seçiminde önemli bir faktördür. Ancak ailelerin sosyouekonomik ve içtimai statüleri kadar, belki de daha yüksek seviyede, kişinin fıtratı, şahsiyet özellikleri ve kabiliyetleri, iş ve meslek seçiminde belirleyici olmaktadır. Herkesin bildiği gibi, farklı kişilik tiplerindeki insanların hırsları, ihtiyaçları, beklentileri, mesuliyet alma iktidarları, girişimcilik kapasiteleri farklı farklıdır. Kimi insanlar devamlı yükselmek, mesuliyet almak, insanları yönetmek, kimileri de en iyi sosyouekonomik statüleri elde etmek ve mesleğinde zirvelere çıkmak için gece gündüz çalışır. Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda, meslek ve iş seçiminde ferdin kişilik ve fıtratının oldukça önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu neticeye şu üç husus gözlenerek de ulaşılabilir. Birincisi, insanlar farklı mesleki tercihlerde bulunmaktadırlar. İkincisi, kişilik tiplerine veya fıtratına uygun işlerde çalışan kişiler, mesleklerinde yüksek performans göstermektedirler. Bunlar çırak ve usta olmakla kalmayıp sanatkar olabilmekte, zevkin ötesinde yüksek tatmin ve doyum sağlayan bir hayat sürmektedirler. Bir başka ifadeyle fıtratlarıyla örtüşmeyen iş ve mesleklerde çalışan kişilerde başarısızlık ve tatminsizlik nispeti daha fazladır. Üçüncüsü, insanların yaratılışlarından sahip kılındıkları şahsiyet ve benlik farklılıkları, farkında olmadan o kişilerin mesleki alaka sahalarını belirlemektedir.
Bu mevzuda yapılan müşahede ve incelemeler neticesinde altı temel kişilik tipi ve bunlara uyan altı farklı meslek ve iş grubu altıgen bir yapı üstünde modellenmiştir. Bu modelde her bir kişilik tipine uyan belli meslekler ve iş kolları mevcuttur. Dolayısıyla bir genç insanın kişilik tipini veya fıtratını tespit ettiğinizde, o kişinin fıtratına uygun iş ve meslekleri de % 70u80 doğrulukta tahmin etme imkanına sahip oluyorsunuz. Bu modelin tutarlı ve geçerli olmasının bir başka sebebi de, kişiye ne tür iş ve mesleklerde kariyer yapabileceğini değil, hangi tür iş ve mesleklerin onun kişilik tipleriyle uyuşmadığını söyleyebilmenizdir. Bu modelde tanımlanan temel kişilik tipleri sırasıyla, gerçekçi (realistler) (1), araştırmacı (2), güzel sanatlara temayüllü (3), sosyal (4), girişimci (müteşebbis, atılgan) (5) ve muhafazakarugelenekçi (6) tiplerdir. Dolayısıyla her bir ana kişilik tipine oldukça iyi uyan mesleki alanlar da tespit edilmiştir. Mesela gerçekçi tipler için uygun meslekler, ormancılık, çevrecilik ve ziraattir. Araştırmacı tipler için ise, matematik ve tabii bilimlerde bilim adamı olmak uygun mesleki sahalardır. Güzel sanatlara kabiliyetli tipler için ise, müzik, sanat, yazı, reklam sektörü, drama ve tiyatro sanatçılığı uygun mesleklerdir. Sosyal tipler için, klinik psikoloji, öğretmenlik, sosyal çalışmalar ve sosyal yardımlaşmaya yönelik, insanlarla münasebeti gerektiren işler oldukça uygundur. Girişimci tipler için ise, hukuk, kamu yönetimi, tüccarlık, politika, siyaset, işletme yöneticiliği oldukça uygun mesleklerdir. Gelenekçi tipler için daha çok büro işleri, muhasebecilik, bankacılık, finansman yönetimi gibi rutin, bürokratik ve idari işler uygun mesleklerdir.
Kişilik ve fıtrat ile meslek seçimi ve görev dağılımları ne derece uyumlu olursa, iş tatmini ve kalitesi yüksek, o işe ve mesleğe yönelik üretilen katma değer de o nispette fazla olacaktır. Dolayısıyla fert, kendini bilip tanıdığı ve fıtratını deşifre edebildiği ölçüde, seçeceği iş ve mesleğe yönelik kararını da sağlıklı vermiş olacaktır.
Bu hususu Bediüzzaman Saidi Nursi, 20. yüzyılın başlarında kaleme aldığı Muhakemat isimli eserinde çarpıcı ve veciz şekilde ifade etmiştir. Kişiliklere uygun olarak iş ve meslek seçiminin ve görev dağıtımının hayati öneme sahip bir mesele olduğuna değinen Bediüzzaman’ın bu tespitleri, günümüzün Türkçesiyle açılarak aşağıda verilmektedir:
“Bir insanın yaratılışına, mizacına uygun olan şeyi terk etmesi ve ehil olmadığı işi yapmaya çalışması yaratılış kanunlarına itaatsizliktir. Kişi kendi kabiliyetine, fıtratına uygun mesleklerde, sanatta hareket ettiği sürece, sanatında ve mesleğinde gelişir ve onunla kaynaşır.
Bir mesleğin ve sanatın düstur ve gereklerine saygı ve hürmet bunu gerektirir. Kişinin kendi kabiliyetlerinin gelişmesi de, o sanat ve mesleğe yönelmesiyle ve onun muhabbetiyle dolmasına bağlıdır. Kısaca buna o sanatta ve meslekte fani olmak denir.
Fıtrat ve yaratılış kanunları bu istikamette hareket etmeyi gerektirirken, bunun aksine yapılan hareket veya fıtratla zıtlaşma, sanatın ve mesleğin gerçek yüzünü değiştirir; onun prensip ve gereklerini zedeler.
Allah’ın ona vermiş olduğu mizaç ve kabiliyetle örtüşen meslek ve sanatla değil, başka bir meslek ve sanatla uğraşması, uğraştığı sanat ve mesleği de çirkinleştirir.
Kendine uymayan meslek ve sanatlarla uğraşması, kişinin içteki veya mahiyetindeki potansiyel ile ilgili sanat ve mesleğin düstur ve gerekleri arasında uyumsuzluğa yol açar. Zira kişi, kendisinde olmayan kabiliyet ve kapasiteye rağmen, fıtratıyla uyuşmayan meslek ve ilimlerle meşgul olursa, ilgili sanata derinlik katması ve orijinal bir ürün ortaya koyması mümkün değildir.
Bu bilgiler ışığında baktığımızda, insandaki güç arama duygusu (meylü’luağalık), kontrol altında tutma hissi (meylü’luamiriyet) ve hadiselerin akışını kendi arzuları istikametinde yönlendirme isteği (statükoculuk ve değişime direnme isteği) ile hareket etmesi, gerçek manada bir yobazlık ve tutuculuktur. Halbuki uğraştığı mesleğin ve sanatın ilmi ve ruhu, insanları motive etmeyi, uyarmayı, öğüt vermeyi gerektirirken, bunun aksine davranışlarda bulunmak, o ilme ve mesleğe saygısızlıktır. Eğer kişi kendi mizacıyla ve kabiliyetiyle örtüşen ilim, meslek ve sanat dallarında uğraşmazsa, ilme katkıda bulunma yerine, o ilmi ve mesleği, kendi menfaatleri ve arzuları istikametinde kullanmaya başlar. Bu açıdan bakıldığında, görevler ve meslekler günümüzde ehil olmayan insanların eline geçmiştir. Bunun sonucunda ilim yuvaları ve akademik merkezler, gerçek fonksiyonlarından uzaklaşmıştır.
Bu problemin çözümü; birinci adımda, ilim ehli olan aydınların ve alimlerin, her ilmi ve sanatı, öncelikle çağın gereklerine uygun şekilde sınıflandırmaları ve yeniden organize etmeleriyle mümkün olabilir. İkinci adımda da, hem sanatta ve hem de ilgili meslekte kendini ispatlamış maharetli ve salahatli kişilerin o sanat ve mesleklerin başlarına geçirilmesi ile bu problemi çözmek mümkün olur. Çözüm, ilim ve sanata aday kişilerin mizaç ve kabiliyetlerine göre, doğru meslek ve sanatlara yönlendirilmesinde aranmalıdır. İnsanın mizaç ve kapasitesinin ilim ve sanatların gereklerine uygun olması, kainata konulan birer manevi emir konumunda olan yaratılış kanunlarına uygun davranılması demektir. Ancak bu hakikatın farkına varılırsa, yaratılış kanunlarına gerçek anlamda itaat gerçekleşmiş olur. Aksine hareket ise, zorlamayı, baskıyı ve tutuculuğu doğurur. İlmin ve sanatın ruhuna ters hareket edilmiş olduğundan, ilimlerde ve sanatta inkişafın önü de kesilmiş olur.”
Bu tespitler ışığında günümüz nesilleri için ne yapılması gerektiğini, iş ve görev paylaşımında nelere dikkat edilmesi gerektiğini yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Kendini insanın eğitimine adamış ve insan merkezli bir dünyanın oluşumu için aralıksız çalışan eğitim ordusu, bu mevzuda üzerine düşen vazifeyi yerine getirecektir. O zaman her şey daha güzel olacaktır.