Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Sorumluluk
Yazar Mesaj
atakan1903
Çalışkan Öğrenci
***


Mesajlar: 223
Grup: Öğrenci
Katılım: Apr 2007
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 5
Mesaj: #1
At  Sorumluluk

SORUMLULUK

- SORUMLULUK nedir ?

Sorumluluk ,farklı tanımları olan herkes için farklı ifadeler taşıyan bir kavramdır. Bazı sorumluluk tanımlamaları yapacak olursak;
• Sorumluluk ; yapılan işin sonuçlarından, doğrudan etki altında olma bilinci,sonuçları üstlenme bilinci.
• Bir işi istenen nitelikte ve nicelikte yapma zorunluluğu.
• Başkalarının da haklarına saygılı olmak ve kendi davranışlarının sonuçlarını yüklenmek.
• Üstüne vazife olan işlerin hakkıyla yerine getirilmesi.
• Bir insan duyguları,düşünceleri ve davranışları ille ilgili olarak yaptığı veya yapmadığı şeylerden ötürü başka insanların duygularının,davranışlarının ve düşüncelerinin kendisine ait olduğunu kabul ederse;söz konusu duyguların,düşüncelerin ve davranışların sorumluluğunu almış olur.
(Prof. Dr. Canan Çetin-M.Ü.İ.İ.B.F.)
• Bir kimsenin ,kendi fiilleri ve üzerine aldığı işlerin neticelerini üstlenmesi hali,mesuliyet
(Kamus-i Türki)
• Kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alnına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi. (TDK Türkçe sözlük)

Tanımlardan da anlaşılacağı gibi sorumluluk kavramının içine ,kişinin duygu, düşünce, davranışları ile bunların neticesinde ortaya çıkan durumların olumlu veya olumsuz da olsa kabullenilmesi girmektedir.

- BİR ÇOCUK NİÇİN SORUMSUZ DAVRANIŞLAR SERGİLER ?

Sorumluluğun bireyin yaptığı işlerin sonuçlarını kabullenebilmesi olduğunu belirtmiştik. Bir birey ancak kişiliğin gelişimine izin verildiği oranda sorumluluk sahibi olacaktır.
Çankırılı’ya göre kişilik; söz sahibi olmak ,kendi başına karar verebilmek,istemediği bir teklifle karşılaştığında -hayır- diyebilmektir. Adam yerine konmak,kendisine saygısı ve özgüveni olmak,sevildiğini ve önemsendiğini bilmektir.
Kişilik tanımında yer alan söz sahibi olmak ,kendi başına karar verebilmek; sorumluluk gelişiminde de etkilidir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki söz hakkı tanınmayan,seçme özgürlüğü olmayan çocuklar üzerlerine sorumluluk verilmediği,söylediği veya yaptığı şeylerin sonuçlarıyla birinci dereceden yükümlü olmadığı için sorumluluk duygusu da gelişmemektedir.
Buradaki en önemli faktör ; tabi ki ailedir. Anne babaların tavırları,çocuğa yaklaşımları,çocuğun bağımsız davranışlar sergilemesine izin vermeleri önemlidir.
Psikolog Özgül Kılıç “ Aileler bu konuda belirleyici ve yönlendirici rol oynar. Çocuğun döküp saçacağını bile bile ona kendi başına yemek yeme fırsatı tanıma ,döktüğü oyuncaklarını toplamasını bekleme, odasını ve yatağını düzeltmesini kabullenmesini sağlama, sorumluluk alma sürecinde çocuğu cesaretlendirir.” şeklindeki açıklaması ile koruyucu ailelerde daha çok sorun oluştuğuna işaret etmektedir.
Çocuğun yapması gereken tüm işleri üstlenen anne-baba ,çocuğun yorulmasını veya çocuğun henüz o görevleri yapabilecek düzeye erişmediğini bahane ederek her şeyi üzerine alır. Özellikle tek çocuklarda bu durum daha belirgindir.
Çocuk hazıra alışır,onun yapması gerekenler hazır olarak önüne gelir,böylece neyi,nasıl,ne zaman yapması gerektiğini öğrenemez.
Aşağıdaki hikaye “sorumluluk” kavramını aileler tarafından nasıl yanlış anlaşıldığına tipik bir örnektir.

“O DAHA ÇOCUK, KENDİ BAŞINA KARAR VEREMEZ”
“Sorumluluk” kelimesi bize ne anlam ifade ediyor ? Bir başka deyişle sorumluluğunu bilen bir çocuktan neler bekleriz ?
İlköğretim dördüncü sınıfa giden bir öğrencinin annesi çocuğuyla övünürken şöyle diyor :
“ Benim oğlum sınıfının birincisidir. Derslerini bitirmeden içi rahat etmez. Sözümüzden dışarı çıkmaz. Nazik ve saygılıdır. Odası ve eşyaları daima düzenli ve temizdir. Boş zamanlarında müzik dersleri aldırıyoruz, çok iyi piyano çalar. Elimizden geldiğince ona her şeyin en iyisini vermeye çalışıyoruz.
Kısaca; beyefendi ,benim oğlum sorumluluklarını bilen bir çocuktur.”
Anneyi dinledikten sonra,”Hanımefendi” dedim,” bu saydığınız özellikler bizim pedagojik anlamda ifade ettiğimiz sorumluluk kavramına girmez.
Biz ,sorumluluk derken daha başka şeyler kastederiz. Pedagojide çocuğunuzun müzik derslerini alması fazla önemli değildir. Önemli olan, müzik dersleri almaya kendisinin karar verip vermediği,yani buna istekli olup olmadığıdır.”
Anne bu açıklamamamı anlamsız bulmuş olacak ki, itiraz etti;” O daha çocuk efendim,kendisi nasıl karar verecek ?”(evet,anne babaların çocuk adına karar verirken sığındıkları savunma budur;”o daha çocuk kendi başına nasıl karar verecek ?”Wink Anneye sordum;”Çocuğunuzu derslerine yardım eder misiniz ?”

Hanımefendi gururla cevap verdi;”Elbette,dersleri o kadar ağır ve ödevleri o kadar çok ki, bizim yardımımız olmadan bitiremez.” (evet,çoğu anne babalar da böyle yapıyor, çocuklarının ödevi bitmeden içleri rahat etmez.)
Sormaya devam ettim ;”Çocuğunuz yazılı veya sözlü bir sınavdan düşük not aldığını söylese ne yaparsınız?” Anne böyle bir soru beklememiş olacak ki ,şaşırdı. Sesini yükselterek,”Benim çocuğum zayıf not almaz” dedi,”çünkü o çocuk çalışıyor.”(evet,çoğu ailelerde çocuğun zayıf not alma özgürlüğü yoktur. Zayıf alan çocuk sorumluluğunu yerine getirmemiş sayılır ,bu yüzden cezayı veya en azından azarlanmayı hak etmişti)

Türk Psikoloji Bülteni’nde, sorumluluğun karşıtı olan sorumsuzluk hakkında şöyle bir açıklamaya yer verilmiştir.
Sorumsuzluk : Yediden yetmişe pek çok birey yerine getirmesi gereken sorumlulukların bilincinde değildir. Bu kişilerin önemli bir bölümü, sahip oldukları çeşitli görevlerin, sorumlulukların neler olduğunu bile tam olarak bilmemektedir.
Örneğin,öğrencilerin kaçta kaçı ders çalışmanın ,anne-babaların kaçta kaçı çocuklarına insan sevgisini öğretmenin,çalışanların kaçta kaçı işte yalnızca işle ilgili şeylerle uğraşmanın sorumlulukları arasında olduğunun bilincindedir? Sorumsuzluk çoğu kez tembelliği de beraberinde getirmektedir.
Çoğumuz, yaptığımız işleri baba,anne,eş ya da amir korkusuyla yapmaktayız; böyle olunca da ,her fırsatta kaytarmaktan veya yalan söylemekten kendimizi alamamaktayız. Bunlar ise sorumsuzca sürdürülen davranışlarımıza kaynak oluştururlar.

Görülüyor ki,sorumluluklarının bilincinde olmama yani kısaca sorumsuzluk,sadece öğrencilerin değil yaşam boyunca pek çok bireyin gösterdiği bir özelliktir. Çocukluktan itibaren önlenmediği,düzeltilmediği sürece de devam etmektedir.
Dikkat çekecek bir araştırma sonucu da;
Çankırılı’nın aktardığına göre son araştırmalar,ana rahmindeki embriyonun annenin duygularını hissettiğini ve paylaştığını gösteriyor.”Buna göre ,irade dışı ana rahmine düşmüş bir embriyo annenin hamileliği arzu etmediğini hissedecek, doğumdan sonra anneye karşı evlatlık sorumluluğu duymayacaktır.” diyen yazar bu şekilde yorumda bulunuyor.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da sorumluluk ve görev kavramlarının
karıştırılmaması gerektiğidir. Görev duygusu hayatın daha sonraki evrelerinde istenmeli,
çocukta tatsız, bozuk çağrışımlar yapması engellenmelidir.


Bir çocuktan hazır olmadığı sorumluluklarla karşılaşması istenmemelidir, çocuktan yaşının üzerinde kararlar vermesini de beklememek gerekir.
Kısacası, anne ve babalar çocuğun ruhsal güvenliğine saygı göstermek açısından, çocuğa kaldırabileceği kadar sorumluluk vermelidir. Bir tek bu yolla bir anne ya da baba çocuğunun kendine güvenini geliştirecektir.

- SORUMSUZ DAVRANIŞLAR SERGİLEYEN BİR BİREYE ÖĞRETMEN YA DA AİLE OLARAK NASIL YARDIM
EDİLEBİLİR ?


Bireylerin sorumluluk kazanmalarının çocukluktan hatta bebeklikten başladığı göz önünde bulundurulursa şunlara dikkat edilmesinin önemli olduğu görülür.
- Ailelerin çocuk gelişimi ve psikolojisi konusunda bilgilendirilmesi,erken yaşlardan itibaren çocuğa uygun şekilde davranılması,onun görevlerinin üstlenilmemesi gerekir.
- Yatağını düzeltmesi, oyuncaklarını toplaması, giysilerini katlaması gibi görevleri olduğu çocuğa uygun bir dille açıklanmalı
- Ev ödevleri çocukların sorumluluk duygularını ve öz disiplinlerini geliştirmeleri için önemli bir fırsattır. Ev ödevleri öğrencilere kurallara uymayı,işe zamanında başlama ve bitirmeyi,sorumluluk üstlenmeyi,kendi başına iş yapabilme yeteneğini kazandırır.
- Çocuklarımıza sevildiklerini istendiklerini ve bizler için önemli olduklarını hissettirmeliyiz
- Bilinçli olmak şartıyla sevgi ve sevecenliğin çocukları şımartacağını düşünmemeliyiz
- Yumuşak sesle konuşmalı, fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olmalı, iyi davranmalıyız
- Çocuğun bizlere yardımcı olmak ve bağımsız bir iş yapmak için gösterdiği belirtileri gözden kaçırmamalıyız. Onu bu girişimlere özendirmeliyiz. Örn; İsveç’te ana okullarında girişimcilik dersleri verilmektedir.
- Çocuklarımızın bazı deneyimlerden elde ettiği yanlış sonuçları kırıcı bir biçimde eleştirmekten kaçınmalıyız. Onun girişim isteğini kırmadan yapacağınız yapıcı yönlendirmelerle daha iyi sonuçlar elde etmesini sağlayabiliriz.
- Onların daha büyük sorumluluklar yüklenmeye hazır ve istekli olduğu zamanları kollayınız. Bu sorumlulukları yüklenebilmesi için gerekli olan elverişli ortamı hazırlayınız.
- Onlara inandığımızı ve güvendiğimizi belli etmeliyiz.
- Onlara başarabileceği işler verip ulaşabileceği amaçlar gösteriniz.
- Ceza vermektense özendiriniz. Gösterilen başarıya olduğu kadar harcanan çabayı da övünüz. Sonuçlar sizi doyurmasa bile yapılabilecek olanın en iyisi olmasa dahi yapabilmek için elden geldiğince harcanan çaba,çocukta sorumluluk bilincinin geliştiğini gösterir.
- Belirli bir hatayı sürekli olarak yapan çocuğu devamlı olarak cezalandırmayın,bunun nedenini araştırıp sorunu çözümlemeye uğraşınız
- Uygulayamayacağınız bir cezayı hiçbir zaman bir korku ve baskı aracı olarak kullanmamalıyız. Uyarmalar zaman zaman gereklidir, ancak söylenen sözlerin de yerine getirilmesi gerekir.
- Övgü ve beğenilerinizin içten gelen duygular olması ve gerçeği ifade etmesi zorunlu bir gerekliliktir. Çocuğun sezgileri son derece güçlüdür. Yalancı övgüleri çabuk anlarlar.
- Yapılmasını istediğimiz şeyler karşılığında mükafat vaat etmemeliyiz. Bu bir rüşvettir. Yarardan çok zarar getirir.
- Çocuğunuza veya öğrencilerinize suçluluk duygusuna kapılmadan hata yapabilme imkanı tanıyınız en önemli şeyin bir iş yapmak için çaba harcamak olduğunu her fırsatta belirtiniz.
- Sırası geldiğinde kendi hata ve yanlışlarınızı göstermekten kaçınmayınız. Bu davranışınız, ona mükemmel olmaya uğraşması gerekmediğini anlatır.
- Yanılgıya düşmemenin değil,yanılgıdan kurtulmanın ve yanlışı düzeltmenin önemli olduğu kuralını benimseyiniz. Bu kuralı çocuğunuza da benimsetiniz.
- Kendisinde ne beklediğinizi çocuğunuza veya öğrencilerinize açık bir dille anlatınız. Bu pek çok yanlış anlayışı ortadan kaldırır. Kurallarınıza bağlı olmakla birlikte ona daima sevecenlikle davranınız.
- Hiçbir zaman geç olduğunu düşünmeyiniz. İnsan,kötüden çok iyiye yönelmeye yatkındır. Yeter ki içtenlikle iyi niyetle doğru olana ulaşmaya çaba harcayıp,yanılgılarınızı düzeltmeye çalışınız


AtAkAn
30-04-2007 08:48 PM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git: