Sıcakların iyice arttığı bir yaz gününde, susuzluktan takati kesilen bir adam, biraz ileride bir çeşme görüyor. Son gücünü kullanarak suya doğru ilerliyor. Bu adam sudan kana kana içtikten sonra onun nasıl bir nimet olduğunu daha iyi anlamaz mı?
İlahi rahmet ve su
Kuraklık sebebiyle toprağın, "su su!" diye inlediği zamanlarda, suyun nasıl bir nimet olduğu daha iyi anlaşılır. Gökyüzüne bakıp bir damla yağmur yağacak mı, diye beklerken, ellerimizi semaya kaldırır, "Rabb'im su!" deriz. Yağmur yağmaya başladığı anda insan semadan inen bu suyun Rahman'ın rahmetinden bir tecelli olduğunu daha iyi anlar.
O Yüce Rahman, suyu yeryüzüne indirip onu deniz ve dağlarda depo ederek rahmetini insanlara bol bol ihsan etmektedir. Bu suyu faydalı hale getirmek ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak ise insanlara düşüyor.
Rahmet peygamberi ve su
Yüce Allah'ın, "Biz, seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik." beyanı ile anlattığı Efendimiz'in kudsi sözleri rahmetin yeryüzüne yayılmasına kılavuzluk etmiştir. Allah Resulü, canlılara su vermenin rahmetin bir tecellisi olduğunu öğretmiştir. O şöyle anlatıyordu: "Çölde gördüğü susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su içiren günahkar bir kadına, Yüce Allah Cennet kapılarını açtı." İnsanların birbirlerine su ikram etmelerinin günahlarının affına vesile olacağını yine O (sas) bildirmişti. O'nun teşvikiyle, insanlar birbirlerine su ikram etmede yarışa girmişti. Bu durum bir su medeniyeti doğurdu.
Peygamber Efendimiz haber veriyor: "Her kim ki, elbise ihtiyacı olan bir Müslümana elbise giydirse, Allah da ona cennetin yeşil elbiselerinden giydirir. Hangi Müslüman aç bir Müslümanı doyurursa, Allah da onu cennet meyvelerinden doyurur. Hangi Müslüman susamış bir Müslümana su verirse, Allah da ona içerisinde güzel kokuları olan cennet içeceği içirir."1
"Kıyamet günü hesaplar görülürken herkes telaş içindedir. Cehennemlik bir adam, koşarak cennetlik olanlardan birine, "Hatırlar mısın, benden su istemiştin de sana bir içimlik su vermiştim." diyerek ondan şefaat diler. Ve cennetlik adam ona şefaat eder. Bir başka cehennemlik adam, cennetlik olan diğer birine abdest almak için su verdiğini hatırlatarak şefaat etmesini ister. O adam da ona şefaat eder. 2
İnsani değerlerin tamamen yok olduğu ve kızlarını diri diri toprağa gömecek kadar kalbleri rahmetten uzak fertlerin meydana getirdiği bir toplumda, kadınları layık oldukları şerefli yere yükselten Allah Resulü, bir erkeğin hanımına su takdim etmesini İlahi mükafatların kazanılmasına vesile sayarken şöyle diyordu: "Erkek, hanımına su içirdiği zaman sevap kazanır."3
İslam'ın ilk devirlerinde, Medine'de her tarafta su bulunmuyordu. Halkın para ile suyu temin edebildiği su kuyusu bir Yahudi'ye aitti. Kalbi rahmetten yoksun bu adam, halka yüksek fiyatla su satıyordu. Bu husus Rahmet Peygamberi'ni çok üzüyordu. Nihayet, bir yolunu bulup bu kuyunun Müslümanlar tarafından satın alınmasını emrettiler. Bunun üzerine Hz. Osman, Yahudi'ye cazip bir fiyat teklif ederek bu kuyuyu satın aldı ve onu vakfetti. Peygamber Efendimiz Hz. Osman'ın bu hizmetini görünce; "Allah'ım cenneti ona vacip kıl!" diye dua etmiştir.4
Peygamber Efendimiz'in (sas) örnek davranış ve sözlerini düstur haline getiren Müslümanlar, bu hadise üzerine "su hayrı" konusunda birbirleriyle yarıştı. Sahabelerden Sa'd b. Ubade annesi vefat edince Peygamber Efendimiz'e (sas) gelerek, annesi için en faziletli sadakanın hangisi olduğunu sordu. Allah Resulü (sas) de, "insanlara su vermek" olduğunu haber verdi. Bunun üzerine, Sa'd bir kuyu kazdırarak ölümünden sonra annesinin sevabının artmasını istedi.5 Bu hadiseden sonra Müslümanlar arasında ölmüş yakınlarına sevap hediye etmek için kuyu açma ve çeşme yapmak yarışı başladı.
Su ile gelen medeniyet
Yukarıda anlatılan bu tarihi hadise, İslam'ın vakıf kurmaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Peygamber Efendimiz, "sadaka-i cariye" olarak tanımladığı yol, köprü, çeşme, okul gibi yerleri vakfetmenin, kişinin ölümünden sonra amel defterine sevap kazandıran hususlardan olduğunu ifade etmiştir. Bu mükafatı elde etmek için imkanı olan Müslümanlar vakıf kurarak birbirleriyle yarışmıştır. Çeşmeler de bu vakıflardandır. İnşa edilen bir çeşmenin gerekli bakım ve tamirleri ile yaz aylarında buraların depolarına bırakılan kar ve buzun masrafları söz konusu vakıflardan karşılanırdı. İstanbul Belediyesi Sular İdaresi'nden 1930 yılında yapılan bir açıklamaya göre, sadece İstanbul'da su yolları, çeşme ve şadırvanları yapmak ve korumak için kurulmuş 1535 vakıf vardır. Osmanlı'da başta padişahlar ve devlet adamları olmak üzere bütün varlıklı insanlar vakıf eserleri bırakmak için uğraşmışlardır. İstanbul Eminönü'ndeki Yeni Camii ve onun yanındaki mektep, sebilhane, kütüphane gibi yerleri vakıf olarak yaptıran Sultan İbrahim'in hanımı Hatice Turhan'ın, bunlara ilave olarak sanat değeri yüksek bir çeşmeyi de yaptırmayı6 ihmal etmemesi, bu konuda verilebilecek yüzlerce örnekten sadece bir tanesidir.
Yapılan evlerde, medreselerde, camilerde, çarşılarda, çeşme ve şadırvan gibi su ihtiyacının karşılandığı yerlerde ustalar sanatlarını sergilemişlerdir. Sanat eserlerindeki mermer işlemeler, tezhipler, kitabeler ve süslemeler, insan ruhuna hitap eden yönleri ile bu eserlere ayrı bir güzellik kazandırmıştır.
Çeşme kitabeleri
Ecdadımızın yaptığı sebil, çeşme ve şadırvanlar, onların hayata ve insana ne kadar önem verdiklerini göstermektedir. Çarşıların, medreselerin, mahallelerin her köşesinde yapılan çeşmeler ile şehir dışında yollar üzerinde ve kırdaki çeşmeler, buralardan faydalanan insanların susuzluğunu giderirdi. Bu çeşme ve şadırvanlardan su içenler de çeşmeyi yaptıranların ruhuna fatiha ve dualar gönderirdi. Bu çeşmelerin üst taraflarındaki kitabeler, insanların psikolojik ihtiyaçlarına da cevap vermektedir. Susuzluktan ciğeri yanan bir insan bu çeşmelerden su içtikten sonra, gözüne ilişen bu kitabelerle kültür ve maneviyat dünyasında seyahat eder. Bu kitabelerdeki; İlahi emirleri yerine getirip yasaklardan kaçınanlar için, içerisine baharat katılmış cennet içeceği verileceğine dair Allah'ın vaadlerini ifade eden ayetler7 ve hadis-i şerifler, insanları içinde bulunduğu dünyadan manevi alemlere götürmektedir. Bütün canların aslının su olduğunu, "Biz her canlı şeyi sudan yarattık." ayeti ve bu manayı ifade eden diğer ayetleri8 hatırlayan insan da Yüce Yaratıcı'yı tefekkür ederek O'nun azameti önünde huzur bulur.
Hayatın akışı içerisinde, dünyanın faniliğini düşünen bir insan, suyun tadını bazen alamaz. Ecdadımız dünya ile ahireti iç içe bulundurmayı başarabilmiştir. Mimarisi ve süslemeleri ile insanın bedii duygularına hitap eden bir çeşmeden su içen insanın, çeşmenin kitabesinde; "Rab'leri onlara cennette tertemiz sular içirsin." ayetini görmesiyle gönlüne de su serpilir.
İnsanın, biyolojik hayatını devam ettirebilmesi için suya ihtiyacı olduğu gibi, psikolojik-ruhi gıdalarını tatmin etmeye de ihtiyacı vardır. İnsan kendi imkan ve kuvvetiyle suyu icad edemez. Öyle ise kendisine su gibi bir nimeti bahşeden Rabb'ine şükretmelidir. Atalarımız, bu hakikatlerden hareketle yaptıkları çeşmelerle bir taraftan insanların su ihtiyaçlarını karşılarken, diğer taraftan da, bu suyu yaratan Allah'a karşı şükür vazifesinin yerine getirilmesi gerektiğini anlatan ayet ve hadisleri çeşmelerin başlarındaki levhalara yerleştirmiştir.