Denge kavramı gerek kainatın yaratılışında ve gerekse de vücudumuzun işleyişinde çok mühim bir yer işgal eder. Kur'an-ı Kerim'de birçok yerde "denge" ve "ölçü" kavramına -mesela Rahman suresinin başlarında arka arkaya mizan'dan bahsedilmesi- dikkat çekilir. Hiçbir yaratılmış başıboş olmadığına göre, her bir varlık kendi içinde olduğu gibi bütün kainatla da dengeli bir yapı ve işleyiş hususiyeti gösterir. Denge olmasaydı, düzensizlik, bozukluk, kaos ve yıkılışlar olurdu. Denge, aşırılıkların dizginlenmesi, itidalin muhafazası ve en uygun olanın tercih edilmesi gibi vasıfları haiz olan bir fenomendir.
Kainatın fihristi olan insanın da dengeden mahrum olması düşünülemez. Bütün organ ve dokularımız bir denge (optimum ölçülerde) içinde çalışır. Ancak organlarımızın dengeyi bulabilmesi için, ısımızın bir dengeye sahip olması gerekir.
Vücut ısımız hassas biçimde kontrol edilir. Sabah uyanınca normal vücut ısımız 36,3 ile 37,1 °C arasında değişmektedir. Vücut ısısını ayarlayan merkez, beynimizde bulunan hipotalamustur. Hipotalamustaki bu merkez bir termostat gibi çalışır ve 36,7 °C'ye ayarlanmıştır. Vücudun iç ısısı veya beyin ısısı bu derecenin altına düşerse, hipotalamusa, vücutta ısı üreten ve ısı kaybını engelleyen mekanizmaları çalıştırması emri verilir. Vücut ısısı bu derecenin üstüne çıkarsa, o zaman, ısı üreten mekanizmaların durdurulması ve ısı kaybına yol açan mekanizmaların çalıştırılması komutu gelir (Şekil 1). Bizi bizden daha çok düşünen Rabbimiz, yarattığını korumak için daha yüzlerce tedbiri vücudumuza yerleştirmiştir.
Termostatın ısı ayar noktası (yaklaşık 36,7 °C) değiştirilebilir mi? Isı ayar noktası derimizin ısısı ile bir miktar değiştirilebilir. Derimizden hipotalamusa gelen sıcaklıkla ilgili bilgiler, buradaki ısı ayar noktasını (yine normal aralıkta kalmak kaydıyla) artırabilir veya azaltabilir. Misal olarak, deri ısısı azaldığında termostatın ısı ayar noktası yükseğe ayarlanır. Bu durum, genellikle vücudun iç ısısının normal veya yüksek, ancak deri ısısı düşük, hava soğuk olduğu zamanlarda gerçekleşir. Mesela, sıcak ortamdan soğuk havaya çıktığımızda bu durum ortaya çıkar. Mantıken vücudun iç ısısı yüksek olduğu için, ısı kaybı ile ilgili mekanizmaların çalışmaya başlaması veya ısı üretici mekanizmaların durdurulması beklenir. Fakat bu böyle olmaz. Deri ısısı düşük olduğu ve termostat ayarı daha yükseğe ayarlandığı için, bu mekanizmalar beklenenin tam aksi yönde çalışarak daha sonra azalma ihtimali olan vücut ısısını önceden ayarlar. Bu mekanizma olmasaydı, deri ısısı düşük olmasına rağmen vücut ısısı düşürülmeye çalışılacaktı. Bu ise hem enerji (ısı) israfına, hem de kişinin üşüyüp hastalanmasına sebep olacaktı.
Yukarıdaki durumun tersi de söz konusudur; deri ısısı yükseldiğinde hipotalamik termostatın ısı ayar noktası düşürülür. Bu durum genellikle vücudun iç ısısı normal veya düşük, ancak deri ısısı yüksek yani hava sıcak olduğu zaman gerçekleşir. Mantıken vücudun iç ısısı düşük olduğu için, ısı üretici mekanizmaların devreye girmesi veya ısı azaltan mekanizmaların durdurulması beklenir. Ancak deri ısısı yüksek olduğundan ve termostatın ayarı düşüğe ayarlandığından, tam tersi mekanizmalar devreye girer. Yani ısı üreten mekanizmalar durdurulur ve ısı azaltıcı mekanizmalar daha önceden devreye sokulur. Eğer bu mekanizma olmasaydı, deri ısısı yüksek olmasına rağmen, vücut ısısı daha da artırılmaya çalışılacaktı. Bu ise, ısı kaybını zorlaştırarak yüksek ateş ve ateş çarpması gibi durumların oluşmasına sebep olacaktı.
Isı kaybı mekanizmaları
Vücut ısısının kaybedilmesinde ilk basamak vücut içindeki ısının deriye transferidir. Vücudun iç ısısını deriye taşıyan en önemli mekanizma, damar çapının artırılmasıdır (vazodilatasyon). Vücut ısısı yükseldiğinde damarlar genişletilerek deriye ısı transferi sekiz kat artırılabilir. Bu manada damarlar kalorifer borularına benzetilebilir (Şekil 1).
Deriden atmosfere ısı kaybı yapan mekanizmalar ise şunlardır (Şekil 2).
Radyasyon (ışınım): Kızılötesi (infraruj) ısı ışınlarıyla kayıp demektir. Çevre ısısı düşük olduğu zaman, ısının çoğu bu mekanizmayla kaybedilir. Ancak çevre daha sıcaksa aynı mekanizma ısı kazandırır.
Kondüksiyon (İletim): Cisimlere ve havaya temas ile vücuttan ısı kaybedilmesine konduksiyon, ısınan havanın vücut sathından uzaklaştırılmasına da konveksiyon denir. Vantilatör ve rüzgar konveksiyon ile ısı kaybına sebep olur. Etraf ısısı daha yüksek ise konduksiyon ile ısı kazanılır.
Evaporasyon (Buharlaşma):
Isı artırıcı mekanizmalar
Damarların daralması: Soğukta damarlarımız daralarak deriye ısı transferi ve dolasıyla deriden ısı kaybı engellenir. Çok soğukta damarlar iyice büzüldüğü için deriye kan gelmez ve bu yüzden derimiz morarmaya başlar.
Piloereksiyon: Kılların dikleşmesi demektir. Bu işlem deri çevresini tecrit eden bir hava tabakası (izolasyon) oluşturur. Bu mekanizma ile de ısı kaybı engellenir. Bu mekanizma kürklü hayvanlar için çok önemlidir. İnsanların elbise olarak kürk giymeleri hayvanlardaki kadar ısı kaybını engellemez. Çünkü başkasının olan kürke ait kılları dikleştirerek hareket ettiremeyiz.
Titreme: Hipotalamusta bulunan titreme merkezi kişinin iradesi dışında çalışır. Hipotalamik termostat soğutulduğunda titreme refleks olarak başlar. Titreme ve şuurlu kas hareketlerinin (yerimizde sıçrama veya koşma hareketleri yaparak) birlikteliği ile kaslarımızdan üretilen ısı vücut ısımızı artırır.
Sempatik sinir sisteminin uyarılması: Vücut ısısı azaldığında sempatik sistem devreye girer, adrenalin ve noradrenalin hormon salgısı artar. Bu hormonlar vücuttaki kimyevi olayları hızlandırarak, metabolizma hızını ve dolayısıyla ısı üretimini artırır. Buna kimyevi termogenez (ısı üretimi) denir. Yeni doğan bebeklerde sırtta, iki kürek kemiğinin ortasında bulunan kahverengi yağ dokusu vücut ısınının korunmasında yani bebeğin üşümemesinde önemli rol oynar. Normal dokulardaki kimyevi reaksiyonlarda bütün enerji ısıya dönüşmez. Ancak bebeklerdeki bu kahverengi yağ dokusundaki kim-yevi hadiselerde açığa çıkan enerjinin ısıya dönüşme nispeti daha fazladır. Bir bebekte bu kahverengi yağ dokusu ne kadar fazla olursa bebek soğuktan o kadar iyi korunur. Bebeklerin üşümeyi ve giyinmeyi bilmemeleri düşünülürse, bu kahverengi yağ dokusu açısından bebekler erişkinlere göre önemli avantaja sahiptirler. Bu avantajı bebeklere veren merhameti ve şefkati sonsuz Rabbimiz'e ne kadar teşekkür etsek az değil midir?
Tiroid hormon salgısı: Soğukta hipotalamustan hipofiz bezine giden hormon uyarıları ile hipofiz bezinden tiroid bezini uyarıcı hormon (TSH) salgısı artırılır. TSH ise tiroid bezinden tiroid hormonlarının (T3 ve T4) salgısını artırır. Bu hormonlar vücuttaki kimyevi olayları artırır, yani metabolizmayı hızlandırır. Kutuplarda veya memleketimizde de Erzurum gibi soğuk yerlerde yaşayanlarda tiroid bezi daha fazla çalışır.
Yüksek ateşin faydası var mıdır?
Ateş mikrobik hastalıkların ilerleyerek vücudun harap olmasını engeller. Yüksek ateş birçok mikroorganizmayı öldürür, birçoğunun ise çoğalmasını durdurur. Yüksek vücut ısısında bakterilerin çoğalmasını sağlayan demir, çinko ve bakır miktarları azalır.
Yüksek vücut ısısında hücrenin sindirim organeli olan lizozomlar kolay yırtılır. Lizozomlardan açığa çıkan parçalayıcı enzimler, virüslerle istila edilmiş hücreleri içindeki virüslerle birlikte öldürür. Yüksek vücut ısısı, bakterileri ve kanser hücrelerini öldüren lenfositlerin de çoğalmasını sağlar. Yüksek ısıda virüsleri öldüren interferon üretimi artar. Bu bilgiler ışığında ateş eğer vücuda (bilhassa beyne) zarar verecek kadar yükseldiyse düşürülmelidir. Aksi halde aşırı olmayan ateş hemen düşürülmemelidir. Küçük çocuklarda yüksek ateş, beyin hasarına sebep olabileceği için bundan kaçınmak gerekir. Normal yetişkinlerin ateşlenmesi ise, vücudun mikroplarla savaş verdiğini ve dayanılırsa bu mücadelenin kazanılacağını gösterir. İlmi ve Kudreti Sonsuz Rabbimiz, yine bizim acizliğimize bakarak mikropları yüksek ısıda ölecek şekilde yaratmış. Yoksa sadece antibiyotiklerle mikrop mücadelesine girişecek ve sonunda mağlup olacaktık.